Suriye’deki Türkmen Toprağı

12 September 2015
1.031 kez görüntülendi

Suriye’deki Türkmen Toprağı
Türkmenler’in geçim kaynağı hayvancılıktı. Ağırlıklı olarak keçi ve koyun beslerlerdi. Milyonlarca küçükbaş hayvanları vardı. Sadece Halep Türkmenleri’nin beslediği koyun ve keçi sayısı 2 milyondan fazlaydı. Türkmenler’in arasında koyun ve keçi kadar olmamakla birlikte at yetiştirenler de bulunuyordu.
Türkmenler’in yetiştirdiği hayvanlar, Osmanlı coğrafyasının et ihtiyacının yanı sıra süt, yoğurt, peynir ve yün gibi dönemin temel ihtiyaç maddelerini de karşılardı. Osmanlı yönetimi, aşiretleri ekonominin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğü için yürüttükleri iktisadi faaliyetleri sürdürmelerini istemişlerdir. Devletin istisnai durumlar dışında 17. yüzyılın sonlarına kadar aşiretleri yerleşik hayata geçirmek gibi bir niyeti olmamıştır.
20 Ekim 1921’de TBMM hükümetiyle Fransa hükümeti arasında imzalanan Ankara İtilâfnâmesi’nin dokuzuncu maddesi gereğince Ca’ber Kalesi ve kuzeybatı eteklerindeki “Türk mezarı” diye anılan türbenin bulunduğu bölge (8797 metrekare) Anadolu Türkleri için manevi bir önem taşıdığı için Türkiye’ye bırakıldı. Türkiye Cumhuriyeti toprağı sayılan bu bölgede bulunan jandarma karakolu Türk bayrağını dalgalandırmaktaydı. 1974’te Tabya barajının suları altında kalacağı anlaşılan mezar, Suriye ile yapılan antlaşma uyarınca kuzeydeki Karakozak mevkiine nakledilerek, yeni bir türbe yapıldı. Rahmetli Aydın Taneri, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde bu mezarın tarihini anlatır.
Fırat’ı geçerken boğuldu
Burada yatan Süleyman Şah’ın kim olduğu belli değildir. Aşıkpaşazâde, Neşrî, Oruç gibi bazı Osmanlı tarihçileri Ertuğrul Gazi’nin babası Süleyman Şah’ın, Urfa tarafında bulunduktan sonra Fırat’ı geçerken boğulduğunu ve Ca’ber Kalesi’ne gömüldüğünü anlatırlar. Enverî ise bu Süleyman Şah’ın, Türkiye Selçukluları’nın kurucusu olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah olduğunu belirtir. Selçuklu tarihinin önemli uzmanlarından Osman Turan ise Ca’ber Kalesi’nde yatan kişinin Kutalmışoğlu Süleyman Şah olmadığını belirtir. Kutalmışoğlu’nun mezarı Halep Kapısı’ndadır ve o öldüğünde Ca’ber Kalesi Selçuklular’ın eline geçmemişti. Osmanlı tarihlerindeki nehri geçerken boğulma ile ilgili rivayetler de Süleyman Şah’a değil oğlu Kılıçarslan’ın Habur Irmağı’nda boğulmasına uygundur.
Muhtemelen Anadolu’nun fatihleri olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve Kılıçarslan hakkındaki Anadolu Türkleri arasında yaşayan hatıralar Osmanlılar’a intikal etmiş, bu yüzden bazı Osmanlı tarihçileri Süleyman Şah’ı kendi cedleri gibi kabul etmişlerdir. Ancak son yapılan araştırmalara göre Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah değil, Gündüz Alp’tir. Enverî, Karamanlı Mehmed Paşa, Ahmedî gibi Osmanlı tarihçileri Osman Gazi’nin dedesi olarak Gündüz Alp ismini verirler.
Öyleyse Ca’ber Kalesi’nde yatan kimdir? Bu sorunun cevabını bugün için verebilecek durumda değiliz. Belki de burada yatan Süleyman Şah, Osmanlılar’ın atalarından birisidir. Orhan Bey’in oğluna Süleyman adını vermesi, ataları arasında bu isimde birisinin olabileceğini düşündürtmektedir.
Türkmen’den Yörük’e
Türkmen ismi, Müslüman olan Oğuzlar’a verilen bir isimdi. Zamanla bütün Oğuzlar’ın ortak adı oldu. Ancak daha sonra Türkmen kelimesi konargöçer hayat tarzını ifade etmek için kullanıldı. Türkmenler’e, XIV. yüzyıldan itibaren “Yörük” de denildi. Yörük kelimesi “yürümek” filinden türetilen bir kelimeydi ve aşiretlerin konargöçer yapısını belirtmek için kullanılırdı.
Türkmen ve Yörük arasında fark yoktur
Türkmen ve Yörük aynı manaya gelmesine rağmen bazı araştırmalarda farklı gibi gösterilmektedir. Yörük ve Türkmenler’in ayrı ayrı ve farklı birer etnik topluluk gibi gösterilmesi yanlış ve kasıtlıdır. Yörük ve Türkmenler, aşiret hayatı yaşayan Türkler’dir.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz